Ana Sayfa
13 Mayıs 2018 ( )

Niyetleri Sonunda Belli Oldu: ‘Erdoğan’ı Hapse Atacaklar’

Niyetleri Belli Oldu: ‘Erdoğan’ı Hapse Atacaklar’

Süleyman Özışık, Yılmaz Özdil’in mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun gördüğü işkenceyle dalga geçtiği dönemi hatırlatarak, “Erdoğan seçimleri kaybederse o günlere dönmek işten bile değil” ifadesini kullandı.

Türkiye gazetesi yazarı Süleyman Özışık, muhalif kanadın seçimlerle ilgili sözlerini ve yazılarını değerlendirdi. Yılmaz Özdil’in Salih Mirzabeyoğlu hakkında imza attığı tarihi şerefsizliği hatırlatan Özışık, şunları yazdı:

“Salih Mirzabeyoğlu dendiğinde aklıma hep Star gazetesi gelir. 28 Şubat döneminde gözaltına alınmış ve tahammülü zor işkencelere maruz kalmıştı.

Star gazetesi, Mirzabeyoğlu’nun işkence gördüğünü gösteren o fotoğrafı manşetine koymuş ve işkenceyi alkışlamıştı.

 Bu şerefsizlik unutulmadı! ‘Bidon Kafa’ bu manşeti atmıştı…Bu şerefsizlik unutulmadı! ‘Bidon Kafa’ bu manşeti atmıştı…

Manşette şu ibareler vardı:

“Jandarma koğuşa dalınca uyandı, alnını ranzaya çarptı. Sendeleyerek kalktı, ayağı kayınca burun üstü düştü. Kalkayım dedi, uyku sersemiydi. Dipçiğe gözünü vurdu. Kendini topladı. Kapıdaki askılığı görmedi, kulağını taktı.

Jandarma hasretle sıkı sıkı sarılınca boynuna kan oturdu. Koğuştan çıkıyordu, kapıyı açık zannetti, kaşını yardı. Sağ gözünü dipçiğe vurmuştu sol gözü de copa değiverdi. Diyet yaptığı için az yiyordu… Hâlsizlikten göz altları morardı.

‘Hoş geldin’ dediği jandarmanın eli, elmacık kemiğine çarptı. Mahkeme öncesi tıraş oldu jilet keskindi, yüzünü doğradı…”

Bu manşeti atan adamı tanıyorsunuz. Tanımayanlar için söyleyeyim.

Hani şu sıralar Türkiye’de adaletin olmadığını, hukukun kalmadığını söyleyen Yılmaz Özdil var ya…

Hani eline her kalem aldığında millete “Bidon kafalı” diye hakaret ederek tatmin olan Yılmaz Özdil var ya…

Bu manşetin altında onun imzası vardı işte.

Özdil’in o manşetini sırıtarak okuyanlar ise bugün utanmadan haktan hukuktan ve adaletten bahseden sol cenahtı.

Salih Mirzabeyoğlu’nu, mağdur olmasına rağmen 16 yıl hapiste tutanlar, dönemin Adalet Bakanı CHP’li Mehmet Moğultay’ın bir çırpıda atadığı 3 bin hâkim ve savcıydı.

Cezaevinde Mirzabeyoğlu’na işkence edenler de CHP’nin atadığı İnfaz Koruma memurlarıydı.

Uzak bir tarihten bahsetmiyorum ha!..

CHP’nin koalisyon ortağı olarak ülkeye hükmettiği 20 yıl öncesinden bahsediyorum.

Dün Sözcü gazetesine göz attım.

Yazarlarını okurken, “Allah bunlara fırsat vermesin. Bunlar seçim kazanırsa, o günlere dönmek işten bile değil” dedim.

Zalimlerin şakşakçısı Yılmaz Özdil o günlere dönmenin hayaliyle ellerini ovuşturuyor. 28 Şubat’ın zalimlerinden Mesut Parlak, “Halkın manifestosu tamam” diyor. Can Ataklı HDP’yi pışpışlıyor.

Bir zamanlar, “Ben olsam ramazan ayında saldırırım” diye PKK’ya yol yordam öğreten Emin Çölaşan “Bunlar gidecek” diye seviniyor.

Bekir Coşkun ise “Tamam değil” diye haykırıyor.

“Ergenekon’dan içeriye atılanların hesabı sorulmadan tamam olmaz” diye intikam yeminleri ediyor.

Bütün bunlara baktığımızda, Erdoğan ve AK Parti’nin kaybettiği bir ortamda bin yıl sürecek yeni 28 Şubatların yaşanacağı bir sürecin başlayacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek.

Niyetim korku pompalamak değil.

Zira bu dönemin başlayacağını ben değil, yukarıda isimlerini tek tek zikrettiğim kişilerin bizzat kendisi söylüyor.

Kazandıkları seçimin ertesi günü “Havuz” dedikleri medyaya el koyacaklarını kendileri söylüyor. Hapistekileri çıkaracaklarını, yerlerine Erdoğan ile yandaşlarını dolduracaklarını kendileri söylüyor.

Büyük projelerin tamamını durduracaklarını kendileri söylüyor. YPG’yi terör örgütü olarak görmediklerini kendileri söylüyor. “Hendekçi arkadaşlar”ın ülke yönetiminde olmaları gerektiğini kendileri söylüyor.

Ezanlardan rahatsız olduklarını, şehitlik kavramından tiksindiklerini kendileri söylüyor.

Demem o ki…

Demem o ki… Eğer Erdoğan kaybederse, 25 Haziran sabahı en küçük sorunumuz seçim kaybetmek olacak, emin olabilirsiniz.

Tarihe not düşmek adına şuraya yazıyorum. Abdülhamid’den sonra, Menderes’ten sonra, Özal’dan ve Erbakan’dan sonra ne olduysa o olacak. Bütün bunlara rağmen hâlâ aramızdan ayrılmak isteyen varsa, lütfen en yüksek binanın tepesinden atlayarak ayrılsın. Zira bu, onlar için en iyi kurtuluş yolu olacak!”

Eğer Erdoğan kaybederse, 25 Haziran sabahı en küçük sorunumuz…’

Süleyman Özışık, Yılmaz Özdil’in mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun gördüğü işkenceyle dalga geçtiği dönemi hatırlatarak, “Erdoğan seçimleri kaybederse o günlere dönmek işten bile değil” ifadesini kullandı.

Türkiye gazetesi yazarı Süleyman Özışık, muhalif kanadın seçimlerle ilgili sözlerini ve yazılarını değerlendirdi. Yılmaz Özdil’in Salih Mirzabeyoğlu hakkında imza attığı tarihi şerefsizliği hatırlatan Özışık, şunları yazdı:

“Salih Mirzabeyoğlu dendiğinde aklıma hep Star gazetesi gelir. 28 Şubat döneminde gözaltına alınmış ve tahammülü zor işkencelere maruz kalmıştı.

Star gazetesi, Mirzabeyoğlu’nun işkence gördüğünü gösteren o fotoğrafı manşetine koymuş ve işkenceyi alkışlamıştı.

 Bu şerefsizlik unutulmadı! ‘Bidon Kafa’ bu manşeti atmıştı…Bu şerefsizlik unutulmadı! ‘Bidon Kafa’ bu manşeti atmıştı…

Manşette şu ibareler vardı:

“Jandarma koğuşa dalınca uyandı, alnını ranzaya çarptı. Sendeleyerek kalktı, ayağı kayınca burun üstü düştü. Kalkayım dedi, uyku sersemiydi. Dipçiğe gözünü vurdu. Kendini topladı. Kapıdaki askılığı görmedi, kulağını taktı.

Jandarma hasretle sıkı sıkı sarılınca boynuna kan oturdu. Koğuştan çıkıyordu, kapıyı açık zannetti, kaşını yardı. Sağ gözünü dipçiğe vurmuştu sol gözü de copa değiverdi. Diyet yaptığı için az yiyordu… Hâlsizlikten göz altları morardı.

‘Hoş geldin’ dediği jandarmanın eli, elmacık kemiğine çarptı. Mahkeme öncesi tıraş oldu jilet keskindi, yüzünü doğradı…”

Bu manşeti atan adamı tanıyorsunuz. Tanımayanlar için söyleyeyim.

Hani şu sıralar Türkiye’de adaletin olmadığını, hukukun kalmadığını söyleyen Yılmaz Özdil var ya…

Hani eline her kalem aldığında millete “Bidon kafalı” diye hakaret ederek tatmin olan Yılmaz Özdil var ya…

Bu manşetin altında onun imzası vardı işte.

Özdil’in o manşetini sırıtarak okuyanlar ise bugün utanmadan haktan hukuktan ve adaletten bahseden sol cenahtı.

Salih Mirzabeyoğlu’nu, mağdur olmasına rağmen 16 yıl hapiste tutanlar, dönemin Adalet Bakanı CHP’li Mehmet Moğultay’ın bir çırpıda atadığı 3 bin hâkim ve savcıydı.

Cezaevinde Mirzabeyoğlu’na işkence edenler de CHP’nin atadığı İnfaz Koruma memurlarıydı.

Uzak bir tarihten bahsetmiyorum ha!..

CHP’nin koalisyon ortağı olarak ülkeye hükmettiği 20 yıl öncesinden bahsediyorum.

Dün Sözcü gazetesine göz attım.

Yazarlarını okurken, “Allah bunlara fırsat vermesin. Bunlar seçim kazanırsa, o günlere dönmek işten bile değil” dedim.

Zalimlerin şakşakçısı Yılmaz Özdil o günlere dönmenin hayaliyle ellerini ovuşturuyor. 28 Şubat’ın zalimlerinden Mesut Parlak, “Halkın manifestosu tamam” diyor. Can Ataklı HDP’yi pışpışlıyor.

Bir zamanlar, “Ben olsam ramazan ayında saldırırım” diye PKK’ya yol yordam öğreten Emin Çölaşan “Bunlar gidecek” diye seviniyor.

Bekir Coşkun ise “Tamam değil” diye haykırıyor.

“Ergenekon’dan içeriye atılanların hesabı sorulmadan tamam olmaz” diye intikam yeminleri ediyor.

Bütün bunlara baktığımızda, Erdoğan ve AK Parti’nin kaybettiği bir ortamda bin yıl sürecek yeni 28 Şubatların yaşanacağı bir sürecin başlayacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek.

Niyetim korku pompalamak değil.

Zira bu dönemin başlayacağını ben değil, yukarıda isimlerini tek tek zikrettiğim kişilerin bizzat kendisi söylüyor.

Kazandıkları seçimin ertesi günü “Havuz” dedikleri medyaya el koyacaklarını kendileri söylüyor. Hapistekileri çıkaracaklarını, yerlerine Erdoğan ile yandaşlarını dolduracaklarını kendileri söylüyor.

Büyük projelerin tamamını durduracaklarını kendileri söylüyor. YPG’yi terör örgütü olarak görmediklerini kendileri söylüyor. “Hendekçi arkadaşlar”ın ülke yönetiminde olmaları gerektiğini kendileri söylüyor.

Ezanlardan rahatsız olduklarını, şehitlik kavramından tiksindiklerini kendileri söylüyor.

Demem o ki…

Demem o ki… Eğer Erdoğan kaybederse, 25 Haziran sabahı en küçük sorunumuz seçim kaybetmek olacak, emin olabilirsiniz.

Tarihe not düşmek adına şuraya yazıyorum. Abdülhamid’den sonra, Menderes’ten sonra, Özal’dan ve Erbakan’dan sonra ne olduysa o olacak. Bütün bunlara rağmen hâlâ aramızdan ayrılmak isteyen varsa, lütfen en yüksek binanın tepesinden atlayarak ayrılsın. Zira bu, onlar için en iyi kurtuluş yolu olacak!”

Bunlar da İlginizi Çekebilir